Doğasıyla, kültürüyle, tarihiyle, insanlarıyla bir renk cümbüşüdür Anadolu, bir mozaiktir. Türkü, Lazı, Çerkezi, Kürdü, Romanı, Dadaşı, Alevisi, Sunnisi aynı bayrağın altında yaşarlar bu güzel vatanın topraklarında. Diyarbakır da bu mozaiğin bir parçasıdır.  Farklı dinlerin, dillerin, kültürlerin bir arada yaşadığı bir kenttir Diyarbakır. Güneydoğu Anadolu’nun ortasında, Mezopotamya’nın kuzeyinde, geçmişi M.Ö. 7500′lere uzanan Diyarbakır için “taşların, düşlerin kenti” denir. Binlerce yıldır bereket kaynağı olan Dicle nehriyle dertleşen bir kenttir.

Diyarbakır, tarihini taşlarla örmüştür. Yüzbinlerce yıl önce Karacadağ gibi volkanik dağların kraterlerinden püsküren lavların yüzbinlerce yıl sonraya armağanıdır Diyarbakır.  Diyarbakır taşlarının başında bazalt gelir. Bazaltın gözeneksiz olanına “erkek taş” gözenekli olanına “dişi taş” denir. Dişi taşın işlenmesi ne denli kolaysa, gözeneksiz erkek taşın işlenmesi de o denli zordur. Bu iki taş Diyarbakır mimarisine can verir, ruh katar.

Diyarbakır’ın en meşhur mimari ögesi, yukarıdan bakıldığında kalkan balığını andıran surlarıdır. Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun surları olmasıyla ünlenen Diyarbakır surları 5.5 km uzunluğa sahip. Surlarda; Dağkapı, Urfakapı, Mardinkapı ve Yenikapı olmak üzere dört ana kapı bulunur. Surların üzerinde 82 burç vardır. En önemli burçları Keçi burcu, Yedi kardeş burcu ve Evli beden burcudur.  Üzerinde taşıdığı yazıtlar, bitkisel ve hayvansal motifler dikkat çekicidir. Surlarda savunma kadar, belki savunmadan önce, güzel görünüm birinci planda gelmektedir. Surların yapımına M.Ö. 3000′li yıllarda başlanmış olsa da, ağırlıklı olarak Romalılar döneminde inşa edilmişlerdir.

Diyarbakır yüzyıllar boyunca dinsel hoşgörüden uzaklaşmamış, etnik ve dinsel mozaiğini koruyabilmiş, geleceğe taşıyabilmiş bir kenttir. Farklı dinler ve mezhepler Diyarbakır’da bir arada yaşama ortamı bulmuşlardır. M.S. 50′li yıllarda Urfa’ya kadar yayılan Hristiyanlık, 70′lerde İsa’nın talebelerinden Adey öncülüğünde Diyarbakır’a da ulaşmıştır. Müslümanlık ortaya çıkana dek bölgenin en yaygın dini olmuştur. Eldeki bilgiler Diyarbakır’da Süryani, Keldani, Nasturi, Ermeni ve Rumların ibadet etiiği 22 kilisenin varlığından söz etmektedir.Bu kiliselerin bazıları tamamen, bazıları kısmen  yıkılmış olsa da, bazıları günümüzde de cemaatlerine hizmet vermektedir.

Diyarbakır’da 7. yüzyıldan itibaren başlayan Müslüman akınlar sonucunda egemen din İslamiyet olmuştur. Ancak bu değişim İslamiyet dışında kalan dinlerin ve mezheplerin günümüze dek ulaşmasını engellememiştir. Sur içindeki camilerin en eskisi, önceleri Mar-Toma Kilisesi olan, 7. yüzyılda camiye dönüştürülen Ulu Camii’dir. Müslümanlar tarafından 5. Harem-i Şerif (Mukaddes Mabed) olarak kabul edilen Ulu Camii sadece Diyarbakır’ın değil Güneydoğu Anadolu’nun en eski camisidir. Caminin dört ayrı cephesi, Müslümanlığın dört ana mezhebine ayrılmıştır. Halen İslamın iki mezhebi, Hanefilikle Şafiilik iki ayrı mekanda ibadetlerini sürdürmektedirler. 1160 yılında Nisanoğulları tarafından yaptırılan Hz. Süleyman Camii de İçkale’deki en eski camidir.  Diyarbakır’daki camilerin avluları ve çevreleri hem yetişkinlerin hem de çocukların uğrak yerleridir.

Sur içindeki Diyarbakır, yoğun ve sıkışık yapısıyla dikkat çeker. Sokaklar ve evler bu sıkışık dokudan payını almıştır. Evler genel olarak düzensiz bir geometri ile birbirinden ayrılır veya birbirine yaklaşır. Avlulu plan anlayışı medrese, han, camii gibi kamu yapılarının yanısıra, geleneksel Diyarbakır evlerinde de görülür. Diyarbakır evlerinin biçimlenişinde, yazları çok sıcak, kışları çok soğuk geçen iklimin etkisi büyüktür.  Bu yüzden, eski Diyarbakır evleri yazlık, kışlık ve mevsimlik bölümler halinde yapılmıştır.

Diyarbakır’ın ve Cumhuriyet sonrası Türkiye’nin en büyük şairlerinden ve edebiyatçılarında biri olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu ev günümüzde müze-ev olarak ziyaretçilerini ağırlamaktadır ve Diyarbakır’ın karakteristik evlerine iyi bir örnektir.

Günlük yaşamın kalbinin attığı ve Ulu Camii etrafında bulunan Diyarbakır çarşısında bölgenin bütün renklerini görebiliriz. Çarşıda tütüncülerden semercilere, bakırcılardan tespih ve koku satıcılarına, kuyumculardan  baharatçılara, hemen her türlü yöre yemeğini bulabileceğiniz lokantalara kadar her çeşit dükkanı bulabilmek mümkün.

Diyarbakır halkı içten ve misafirperverdir . Çarşıda gezerken verilen bir selam yerini önce bir bardak çaya, sonra da koyu bir sohbete bırakır. Kaçak tütünle sarılan sigaralar sohbetin bir parçası olur. Özellikle yaşlılar daha da meraklıdırlar tütün sarıp içmeye.

Diyarbakır’ı 2006 yılında, vatani görevimi yaptığım süreç içinde tanıma ve fotoğraflama fırsatım oldu. Başta Ofis semti olmak üzere umduğumdan daha modern yerleri olan bir kentle karşılaştım. Normalde ciğer yemeyi pek sevmeyen ben, Diyarbakır’da sıklıkla kendimi ciğercilerde buluyordum. Lezzetli yemekleri, misafirperver insanları, tarih kokan sokakları, muhteşem surları, camileri ve kiliseleriyle Diyarbakır, hafızamda ve gönlümde yer eden şehirlerden biri olarak yaşamakta…

Mehmet YASA © 2007 

Kaynakça : Hasan Özgen, Hakan Aytekin – Taşlar ve Düşler Diyarbakır” – Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı Kültür ve Sanat Yayınları 2004 

Leave a Reply