Kendinizi bir Orta Çağ filminin setinde gibi hissetmek, birçok savaşa rağmen büyük kısmı yıkılmadan korunabilmiş orjinal tarihin ta kendisine dokunmak ve harika fotoğraflar çekmek isterseniz gidilecek yerlerin başında Prag gelir…

2. Dünya Savaşı sonrasında o günlerdeki Çekoslovakya doğu bloğu ülkesi haline geldi. Bu senelerde Prag’ı keşfetmek, onu ziyaret edip doyasıya yaşamak imkânsızdı. Doğu bloğu 1989 yılında Sovyet rejiminin Doğu Avrupa’da çökmesi ile birlikte sona ermiş oldu. 1993′te Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrıldı. Bu bölünme dünyada hiçbir sorun yaşanmadan ve tek bir kurşun atılmadan ortaya çıkan tek bölünmeydi. Çek Cumhuriyeti 2004’te de Avrupa Birliği üyesi oldu. 1992’den beri şehrin tarihi merkezi UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır.

Eğer fotoğraf çekmek ana amacınız ise Prag’a sonbahar, kış ve ilkbahar aylarında giderseniz koşullarınız daha ağır olacaktır. 2006 senesinin Nisan ayında Orta Avrupa’da büyük bir sel felaketi yaşandı ve en büyük zararı da Prag gördü. Binlerce kişi evlerini boşaltmak zorunda kaldı, tüm metro hattı sular altına gömüldü, eski şehri korumak için barikatlar hazırlandı. Prag’ın sembolü Charles Köprüsü normalde nehirden metrelerce yüksekte olduğu halde nehir seviyesinin köprü yüzeyine ulaşmasına sadece birkaç metre kaldı ve yıkılma riskiyle karşı karşıya geldi. Sonbaharının kızıl tonları ya da kışın bembeyaz örtüsü bu şehre çok yakışsa da yazın bile serin ve ara ara yağış alan bu altın şehri görmek için en uygun fotoğraf ziyareti ayları Haziran, Temmuz ve Ağustos’tur.

Prag yürüye yürüye yaşanılacak bir kent, bunun sebebi eski kentte taşıt trafiği olmaması ve onca güzel sokağa girip görme arzusu. Prag’ta geziye başlanacak en uygun yer Prag Kalesi’dir. Kale yüksek bir tepede bulunuyor. Kaleden inerek Charles Köprüsü’nden geçip eski şehre gidince yokuş indiğiniz için daha az yorulursunuz. Kale bölgesi muhteşem bir manzaraya sahip, bu bölgeden Prag’ın harika fotoğraflarını çekebilirsiniz. Prag Kalesi dünyanın en büyük kalelerindendir. Küçük bir kasaba kadar alan kaplar ve içinde birçok bina bulunur. Kalenin yapımına 9. yüzyılda başlanmış ve yüzyıllarca sürekli birşeyler eklenerek büyümeye devam etmiştir. Kale günümüzde Cumhurbaşkanı’nın hem yaşadığı hem de çalıştığı yer olarak kullanılıyor. Atina’daki kadar törensel olmasa da Prag Kalesi’nde de saat başlarında askerlerin nöbet değişimini izlemeniz mümkün. Kaledeki en önemli yapılardan biri olan ve eski şehirden kalenin fotoğrafını çekerken en önemli siluetlerden birisini oluşturan yapı St. Vitüs Katedrali’dir. Geniş açı lenslerinizi zorlayacak kadar görkemli olan bu yapıya girmek için uzun bir kuyrukta beklemeniz gerekiyor, içindeki vitrayları görmek için bile o kuyrukta beklemeye değer. Daha sonra çok güzel sokakları dolaşa dolaşa, manzaralı yerlerde manzara fotoğraflarınızı çeke çeke aşağıya inebilirsiniz. Bu sokaklardan birinde olan Franz Kafka’nın bir dönem yaşadığı evi de ziyaret edebilirsiniz.

Prag’ı ikiye bölen Vltava Nehri’nin üzerindeki en güzel köprü şüphesiz Charles Köprüsü’dür. Köprünün iki ucunda da birer kule var ve bu kulelere çıkılabiliyor.516 metreuzunluğundaki bu köprü taşıt trafiğine kapalı olup her yerinden sanat fışkırıyor. Müzisyenler, ressamlar, karikatüristlerin sanat enerjilerine ek olarak köprünün büyüleyici mimarisi de eklenince sonuç çok etkileyici oluyor. Köprü üzerinde onlarca heykel var. Fotoğrafla ilgilenen kişiler bu köprü üzerinde neyin fotoğrafını çekeceklerini şaşırabilir. Köprüden kalenin silueti de çok etkileyici bir şekilde gözüküyor.

Charles Köprüsü’nden geçtikten sonra daracık ama oldukça kalabalık ve canlı bir sokak olan Karlova Caddesi’ne giriyorsunuz. Sokaklar labirent gibi olduğu halde kaybolmak imkansız, kalabalığı takip edin yeter. Doğruca eski kent meydanına çıkacaksınız.

Karlova Caddesi sizi meydana astronomik saatin olduğu yerden çıkartıyor. Astronomik saatin üstünde değişik zamanları gösteren bir saat ve altında burçları gösteren bir takvim var. Saatin üstündeki iki pencere saat başlarında çanının çalması ile açılır ve İsa ile 12 havarisinin heykelleri gözükür. Önünde bekleyen yüzlerce kişi ellerinde fotoğraf makineleri ve kameraları ile gözlerini saatten ayırmazlar. Saatin üstündeki dört heykel insanların neleri yapmaması gerektiğini, altındaki dört heykel ise neleri yapması gerektiğini temsil eder. Saati yapan kişiyle de ilgili çok ilginç bir hikâye var. Söylenene göre saat o kadar dikkat çekmiş ki, başka yerlerde de saatin aynısı yaptırmak isteyenler olmuş. Bunu engellemek için saati yapan kişinin gözleri kör edilmiş. Saatin kulesine çıkıp tepeden saatin fotoğraflarını çeken kalabalığı fotoğraflayabilirsiniz ayrıca 360 derece Prag manzarasının keyfine de varabilirsiniz.

Eski şehir meydanında gözünüze çarpacak bir başka yapı da Tin Kilisesi olacaktır. Yüzyıllar önce infaz meydanı olarak kullanılan meydan artık bambaşka… Rengârenk binalar, sizi kiliselerdeki konserlere davet eden kişiler, bir sürü turist grupları, müşterilerini bekleyen faytonlar bu meydanda sıralanmaktadırlar. Meydanın hiç eksik olmayan unsurlarından biri de yeni evlenen çiftler. Bu civarlardaki kiliselerde evlenen çiftler fotoğraf çektirmek için meydana akın ediyor. Meydana bağlanan caddelerden olan  Celetná Caddesine girerseniz caddenin sonunda sizi simsiyah Barut Kulesi karşılayacak. Barut Kulesi eski kral ve kraliçelerin taç giyme törenlerinin yapıldığı kral yolunun başlangıcıydı. Bu yol Celetná, eski şehir meydanı, Karlova, Charles Köprüsü’nden geçerek kaleye ulaşırdı. Aziz Vitüs Katedrali’nde yeni hükümdar tacını giyerdi. Meydandan Parizska Caddesine girerseniz Josehov denen Yahudi mahallesine gidebilirsiniz. Bu bölgede Sinagoglar ile Yahudi Mezarlığı yer almaktadır. Aynı caddede nehre kadar ilerleyip köprüyü de geçerseniz karşınıza merdivenlerle tırmanılan Letná Parkı çıkacak. Burada devasa metronomu görebilirsiniz. Ayrıca parkın bulunduğu bu tepeden nehir üzerindeki tüm köprüleri aynı kadrajda fotoğraflamak mümkün. Başka bir yüksek nokta ise Eiffel Kulesi’nin küçüğünün yer aldığı Petrin Tepesi’dir.

Prag’ın bir diğer önemli meydanı ise yüzyıllar önce at pazarı olarak kullanılan Vaclav Meydanı’dır. Şehrin tarihindeki pek çok dönüm noktasındaki gösterilere ev sahipliği yapmış750 muzunluğunda oldukça büyük bu meydanın sonunda Narodni Müzesi bulunmaktadır.

Nehirde tekne turu yapmak da hoş bir seçenek. Denizci kıyafeti giymiş görevliler Charles Köprü’sünün her iki tarafında da duruyor ve siz geçerken elinize ilanlarını veriyor. Charles Köprüsü’nün altından girilen, Kampa Ada’sının arkasında bir kanal mevcut, konusu Venedik’te geçen birkaç film bu kanalda çekilmiş. Nehir kenarındaki “dans eden bina” ise modern mimarinin sınırlarını zorlayan bir yapı. Jiraskuv Köprüsü’nün ayağında bulunan bu yapıdan güzel fotoğraflar çıkartabilirsiniz. Ulusal Tiyatro da nehir kenarında yer alan ve göze çarpan binalardandır.

Prag’a yazın gitmenin bir diğer avantajı ise geç kararan hava ve bize göre biraz daha uzun süren lacivert zaman. Temmuz ayı ortasında saat dokuzu biraz geçe lacivert zaman başlıyor ve saat ona doğru sona eriyor.

Prag’da yeme içme olarak zorluk çekmeniz mümkün gözükmüyor. Her zevke ve keseye uygun yemekler yemeniz mümkün. Prag’da “sudan ucuz”  bir şey var, o da bira. Pet şişede su almak bira almaktan daha pahalı. Prag biraları ile ünlü bir kent. Bira, Çek Cumhuriyeti’nin geleneksel içeceği gibidir. Dünyaca ünlü Pilsner birası batı Bohemya’da üretilmektedir. Türkiye dahil olmak üzere pek çok ülkede yerel bira üreticileri, isim haklarını başta Bohemya bölgesine bağlı Pilsen şehri olmak üzere bu ülkeden almıştır. Gezimizin ilk günü keşfettiğimiz restoran üç gün boyunca bizi kendine adeta müptela etti. Birbirinden lezzetli yemekleri ile yemek saatlerini iple çekmemizi sağladı. Starometska metro istasyonu çıkışındaki Valentinská caddesinde bulunan Restaurace U Parlamentu açık olduğu sürece Prag’da yemek seçmek ve aç kalmak imkansız.

Çek Cumhuriyeti Avrupa Birliği üyesi olduğu halde Euro’yu kullanmamaktadır. Euro’larınızı para birimleri olan Kron’a çevirmek alışverişlerinizde daha karlı olacaktır.

Geziniz boyunca Charles Köprüsü’nden geçerken el sürmekten rengi açılmış Aziz Jan Nepomucky’nin heykeli göreceksiniz, önünde mutlaka birkaç kişi el sürmek için sırada bekler. Kimine göre ona el sürerseniz tuttuğunuz dilek gerçekleşir, kimine göre de heykele dokununca Prag’a yolunuz tekrar düşecek demektir. Bu güzel şehirle tekrar görüşmek üzere diyelim o zaman…

Zeren Toktaş Yasa © 2010

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *