Yunanistan’ın başkenti Atina, binlerce yıllık geçmişe sahip bir coğrafya üzerinde kurulmuş, 5 milyonu bulan nüfusuyla oldukça hareketli, kozmopolit ve modern bir şehirdir.  İsmini koruyucusu olan savaş tanrıçası Athena’dan alan kentin her köşesi buram buram tarih, kültür ve sanat kokuyor. Antik çağlarda da önemli bir ticaret ve kültür merkezi olan Atina, demokrasinin doğduğu yer olarak kabul edilir.

İzmir’den Atina’ya 1 saatlik uçuş ile varılıyor. Havaalanından kent merkezine metro, otobüs ya da taksi ile gidebiliyorsunuz. Eğer trafikte zaman kaybetmek istemiyorsanız metroyu tercih edebilirsiniz. Çünkü Atina trafiği oldukça yoğun. Üç değişik hatta çalışan ve 62 km hat uzunluğuna sahip Atina metrosuyla kentin her yerine ulaşmak mümkün.

Şehrin merkezinde Atina’nın en büyük meydanı olan ve Anayasa anlamına gelen Syntagma Meydanı var. Burada Yunanistan Parlamento Binası yer almakta.

Syntagma Meydanı’nda nöbet tutan Yunan Efsun Askerleri’nin nöbet değişimi görülmeye değer nitelikte. Ponponlu ayakkabıları ve pileli etekleriyle nöbet değişimi yapan askerlerin giydikleri eteklerdeki 400 pileden her biri ülkenin Osmanlı döneminde geçirdiği her bir yılı temsil ediyor. Askerler insanlarla konuşmuyorlar ancak yanlarında durup fotoğraf çektirmek mümkün.

Atina denildiğinde ilk akla gelen yer Akropolis.  “Yukarıda bulunan şehir” anlamına gelen Akropolis’i gezerken dünyanın her yerinden, her kültürden, rengarenk insanlar görüyorsunuz. Akropolis’ten Atina’yı izlerken binlerce yıl öncesine gidiyor, ölümsüz bir kral, bir kraliçe gibi hissediyorsunuz kendinizi. Bu kültür mirasına Yunanlar gözleri gibi bakıyorlar ve restorasyon çalışmalarını aralıksız sürdürüyorlar. Akropolis’te bulunan başlıca yapıtlar Parthenon, Erektheion, Propylaion, ve Athina Nike Tapınağı’dır. Bu yapıların en önemlisi olan Parthenon Tapınağı, Yunan mimarisinin en büyük eseri olarak kabul edilir.

Akropolis, Atina’nın her yerinden görülebiliyor. Hava karardıkça Akropolis’in ışıklandırmaları yanıyor ve ortaya enfes görüntüler çıkıyor. Akropolis ve Atina manzarasını en iyi gören nokta teleferik ile çıkılan Lycabettus Tepesi. Kurtlar Tepesi anlamına gelen bu tepeden kenti izlemek ve fotoğraflamak insana heyecan veriyor.

Akropolis’ten çıkarılan eserler, Yunanların “bir hayalden gerçeğe” sloganıyla dile getirdiği Yeni Akropolis Müzesi’nde sergileniyor. Atina Akropolisi’nin eteklerinde bulunan müze 3 kattan oluşuyor ve 25 bin metrekarelik bir alanı kaplıyor. 150 milyon Euro harcanarak yapılan bu devasa müzenin mimarisi dikkat çekici. Atina’dayken ziyaret edilmesi gereken en önemli noktalardan biri denilebilir.

Akropolis tepesinin altında bulunan Plaka semti Atina’nın en güzel ve en eski mahallesi. Daracık sokaklarda gezerken gördüğümüz pastel renkli, cumbalı binalardan sarkan sardunyalar buram buram Ege kokuyor. Bu bölgede bulunan dükkanlardan sevdiklerinize hediyelik eşyalar alabilirsiniz.Tespih, tavla, nargile, Karagöz Hacivat kuklaları gibi alışık olduğumuz şeyleri gördükçe kendimizi Türkiye’de gibi hissediyoruz. Plaka’daki tavernelar ziyaretçilerin en çok tercih ettiği mekanların başında geliyor. Yunan mutfağının ve Yunan müziklerinin en güzellerini buradaki tavernalarda tadabiliyorsunuz. Tabi yemeğin ve müziğin yanında Yunan rakısı Uzo içmekte ayrı bir keyif. Grek Salata, Cacık ve Musakka, yemeğe gidince masaya söylenmesi gereken tatlar. Kültürlerimizin ne kadar çok benzediğini de daha iyi anlıyoruz Plaka’dayken. Bu arada Yunanlar’ın akşam yemeklerini genelde gece  saat 22:00’dan sonra yediklerini hatırlatmakta yarar var. Esas eğlenceyi ve güzel yemekleri o saatten sonra bulmak daha kolay oluyor. Sokaklarda gezerken Türk olduğumuzu farkeden Yunanlar, “Komşu” diye seslenerek sıcak tavırlarıyla selamlıyor bizi. Duvarlarda gördüğümüz rengarenk resimler, usta ressamların ellerinden çıkmış sanat eserleri gibi.

Plaka’nın biraz aşağısındaki Roma Agorası’nda  Rüzgar Kulesi’yle karşılaşıyoruz. Zamanında su ve rüzgarla ilgili deneylerde kullanıldığı söylenen Rüzgar Kulesi, Suriye’li bir astronom tarafından yaptırılmış. Kulenin az ilerisinde bulunan Fethiye Camisi’nin kapıları kapalı durumda. Roma Agorası’ndan çıkıp yürümeye devam edince Monastiraki’ye varıyoruz. Kebapçılarıyla ve Pazar günleri kurulan bit pazarıyla meşhur olan Monastiraki’de alışveriş yapılabilecek ve yemek yenilebilecek çeşitli dükkanlar var. Buradaki Monastiraki Meydanı’nda Osmanlı Dönemine ait bir cami bulunuyor ama burası da ibadete kapalı ve şuan Yunan Halk Sanatları Müzesi olarak kullanılmakta. Göçmenlerle birlikte yaklaşık 200 bin Müslümanın yaşadığı Atina, Avrupa’nın ibadete açık camisi bulunmayan tek başkenti.

2004 yılında Atina’da gerçekleşen Olimpiyatlar öncesi kentin hemen her yerinde yapılan bakım, onarım ve güzelleştirmeler kendini hala gösteriyor. Caddelerde, metroda ve turistik yerlerdeki tabelalarda Yunancanın yanısıra İngilizce de yazılmış. Olimpiyatın gerçekleştirildiği kompleks de gerçekten bir mimarlık harikası. Syntagma’dan metro ile 15 dakikada bu muhteşem alana varıyorsunuz. Olimpiyatlar sonrası Yunanistan 9 milyon $ kar elde etmiş.

Şehrin gürültüsünden uzaklaşıp deniz kenarında keyif yapmak isteyenler için Pire ideal bir seçim. Dünyanın en işlek 3. limanının bulunduğu Pire’den bütün Yunan adalarına gemiler kalkıyor. Pire’deki Mikroliman, eskiden Osmanlı donanması tarafından kullanılmış ve Turko limani (Türk Limanı) olarak geçen bir semt. Mikroliman’daki lokantalarda  Uzo-Balık yapmak terapi gibi geliyor. Bu arada Pire’deki metro istasyonu da oldukça güzel.

Atina’da görülmesi gereken ve sayamadığımız daha birçok yer var. Tarihi kalıntıları, müzeleri, kiliseleri, meydanları, caddeleri ve insanları ile Atina yaşayan bir şehir, yaşayan bir efsane…

Mehmet YASA © 2009

 

 

Leave a Reply